Tumblrda bi kız var, şu fazlaca popüler tiplerden sanırım. Yakında sıçışını bile gif yapacak, korkuyorum.
Türk toplumunn büyük bir kısmı aşk ve sporla ilgili şeylere ciddi şekilde reaksiyon gösterirken cinselliği ayıplamak ve geri kalan konularda fikirlerini belirten insanlara boş gözlerle bakmaktan ibaret.
Böyle caddeli, bulutlu fotoğraflar koyup altına osuruktan sözler yazıp bi de sikindirikadam.tumblr şeklinde imzasını atan zihinleri de ben sevemedim.
Bazı şeyleri, yapıldığı mekan güzelleştirir. Örneğin sıradan bir akşam yemeği. İzmir yaşanacak şehir. Bostanlı kurtarılmış bölge. Şanslıyız.
4 katlı Koton mağazasının sadece bir katını erkeklere ayırmışlar. Kimse bana kadınlarla erkekler eşit demesin. O ne lan öyle, “karınız kıyafet bakarken siz de bu sikindirik 3-5 tshirtle takılın” der gibi.
Bir çocuk var aylar önce takibe almışım nasıl olduysa. Şiir yazıp paylaşıyor geceleri. Ben onda ekli miyim bilmiyorum ama öyleyse de kusura bakmasın bilmesini isterim ki şiirleri berbat. Belki yetenekli olduğu başka bir alan var ama bu kesinlikle şiir değil.
Umarım kısa zamanda vazgeçersin şiir yazmaktan dostum. Anlıyorum duygusalsın, özen gösteriyorsun kuşlara, böceklere. Lakin içinde yaşa bu durumu. Emin ol ki yanında şu an olduğundan daha fazla kız olacaktır.
Yeni bir ilişkiye başladığında arkadaşlarıyla arasını açan, dostluk ihtiyacını da sevgilisiyle gidermeye çalışanlar var ya en çok onlar yalnız kalacak.
Uzun zamandır reggae dinlemiyorum. Onu aldatmış gibi hissediyorum kendimi. Aldatmak dedim de çok yalnızım ben galiba. 22 yıldır tek yaptığım gece olmasını beklemek. Bulutların rutin yolculuğunu ve yıldızların gecelik misafirliklerini izliyorum her geçen gün ve gece.
Cam kenarında oturup pencereyi biraz aralayıp dışarının havasını solumak. Hayal kurmaktan başka bir işe yaramıyorum. Tek yapabildiğim üç dört elektro şarkıyı birleştirip set hazırlamak. Onu yaptıktan sonra kendimi uluslararası dj’mişim gibi hissetmem konusuna hiç girmeyeceğim zaten. Odamdaki 4 kırmızı duvardan başka dinleyicim de yok. Ses odamdan dışarı yayıldıkça annem ve yan komşu da dinleyicim sıfatını alıyor istemeden.
Neyse çok dağıtmayayım konuyu. 1990 senesinden beri yeryüzünde bi miktar hacmi var bünyemin. Çok fazla yer kaplamıyorum fiziksel olarak. Fazlasıyla düşünce tükettiğimi rahatça söyleyebilirim. Elimden hiçbir şey gelmediği gibi bir de kendimi özel görmem yok mu. Egolarım çok yükseklerde gezmese de içten içe bir bencilliğim var. Çarkın içine henüz tam anlamıyla dahil olmadım. Çark dediğim malum iş hayatı ve günlük koşuşturmalar. Son derece rahat geçen bir üniversite hayatım vardı. Onun da sonuna geliyorum yavaş yavaş. Yüksek lisans? Cam kenarında mı? Ne anlıyorum bu dışarının havasından onu da bilmiyorum. Solumak hoşuma gidiyor.
Bir de, benimle çok fazla ortak zevki olan birisi var mı çok merak ediyorum. Onu tanısaydım kendimi özel hissetmezdim belki yeterince. Bilmek isterdim, şu an dinlediğim şarkıyı benim kadar seven birisi daha var mı acaba. Ya da bütün gün mırıldandığım Gogol Bordello şarkısını yakın zamanda mırıldanan olmuş mudur benim gibi.
Tumblr’daki durumum tenha bir sokaktan öte değil. Üç beş kişinin yolu düşer ara sıra. Aradığı kıytırık aşk sözlerini bulamayınca fazla kalmaz onlar da. Ben de yalnız dünyama, yalnızlığımı anlatmaya devam ederim. Ha bu arada, yeni bi şarkı keşfetmenin verdiği mutluluğu hiçbir şeye değişmem.
